31 Aralık 2008 Çarşamba

Bunların Hepsi Gerçek Olsun

YENİ YILDA...
* Araba gürültüsünü kesen bişiy icat edilsin ve caddeler daha sessiz olsun. Ya da ışınlanma makinesi bir an önce bulunsun, birçok derde tümden çare olsun.
* Kabartma Tozu dediğimde şıp diye karşımda bitiversin, yaban ellerde taş gibi kekleri yeme çilesi de böylece bitiversin. Ya da kabartma tozu diye aldığım tozlar, başka şeyler çıkmaktan vazgeçsin.
* Sinekler ampülün etrafında salak gibi dönmekten ve her defasında ampüle çarpıp yandığı halde dönmeye devam etmekten vazgeçsin ve ülkem daha güzel bir yer oluversin.
* Komşu gürültüsü geçirmeyen boyalar yapılsın, rüyalarımız yarıda kalmasın.
* Güneş enerjisi kullanalım, ama devlet elinden uzak bedavaya kullanalım, en azından birkaç kazıktan kurtulalım.
* Hakkını aramamak, susmak suç olsun, insanların en doğal haklarını suç diye nitelendirenleri eşekler kovalasın, hatta katırlar tepsin o da yetmesin üzerlerinden mamutlar geçsin.
* Gazetelerin üçüncü sayfalarında, küçük yaştaki kız çocuklarının, bir gece yarısı teleskoplarıyla yaptıkları gözlemler sonucunda, uzayda yeni bir gezegen keşfettiklerini okuyalım. Ve hemen alt satırlarda, mahallenin bıçkın delikanlılarının, o gezegene gidecek uzay gemisi için gerekli çalışmaları çoktan başlattıklarını öğrenelim.
* Gerçek dünyadaki tüm savaşlar Tribalwars'a taşınsın. Ve Tribalwars'taki tüm savaşları ben kazanayım. Ya da hesabım bloke olsun da, çile olan bu oyundan artık hepten kurtulayım. Tüm dünya kurtulsun.
* Arjantin'e yufka gelsin, beyaz peynir gelsin, peynirli börek yapayım.
* Sabahları erkenden kalkıp işe gitme zorunluluğu bitsin, herkes istediği saatte işe gidip gelsin. Ya da sabahları zamanda bir boşluk yaratalım. Tüm dünyada zaman dururken, uyuyan kişi için aksın ve 3 saat daha uyuyup işe öyle gitsin.
* Daha az çalışalım, daha çok kazanalım; bize kalan vakitlerde gezelim, görelim, okuyalım, eğlenelim, daha çok bilelim.
* Çocuk isteyenlerin şirin şirin ikizleri olsun. Ama ikizler geceleri annelerini uyutsun.
* Kız kardeşim Salsa öğrensin, ben de burda öğreneyim, sonra beraber geceleri dans etmeye gidelim.
* Saçma sapan yasaklarla mide bulandıranlar lanetlensin; sonsuza dek sinekli çorba içsin.
* Arada bir gökten yağmur yerine para yağsın, olmaz mı? Olur belki. En azından olacağını umalım. Mutlu olalım.
* Gözleri bozuk olanlar için bir damla bulunsun, damlatıldığında 4 numara olan gözler sıfıra düşsün.
* Zamanda yolculuk bulunsun, beklenmedik kazalar önceden uyarıyla yok olsun.
* Yetişkinler için her modelde 35 numara ayakkabı üretilsin. Ayakkabı sorunum sona ersin.
* Bu dilekler böyle sürüp gider. Yeni yılda tüm bunlar gerçek olsun, hayat hep neşe ile dolsun. Herkesin yeni yılı kutlu olsun!

30 Aralık 2008 Salı

Palermo'da bir başka gece

Buenos Aires'in hemen hemen tüm eğlence ve dans kulüplerinde canlı performans oluyor. Ama tüm gece boyunca aynı grup çalmıyor. 1 saatte ya da yarım saatte bir grup değişimi oluyor ve canlı müzik kesintisiz devam ediyor. Çıkan grupların tarzları birbirine benzediği için bazen grup değişimini farketmeyebiliyorsunuz. MAKENA bu mekanlardan güzel bir örnek. Funky müziklerin çaldığı Makena; Tango, Salsa ve benzeri dansların dışında, canının istediği gibi dans etmeyi sevenler için özellikle de benim için ideal bir yer. İki katlı olan barın alt kısmında sigara içilmiyor. Ama üst katın sigara dumanı gecenin ilerleyen saatlerinde alt katı da sarıyor. Arjantinli gençlerin eğlenmek için tercih ettiği bu mekan oldukça kalabalık oluyor. Eğer buralara gelip, ya kardeşim ben Tango bilmem, Salsa'da sevmem, yok mu abuk sabuk dans edebileceğim, sabaha kadar eğlenebileceğim bir yer diyorsanız, Fitz Roy caddesi 1519'a mutlaka uğrayın derim.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Un Beso, Bir Öpücük

Bizim topraklarda, bir arkadaşımız ya da bir tanıdıkla karşılaştığımız zaman, el sıkışır ve iki yanaktan öpmek suretiyle selamlaşırız. Hatta bir yanaktan öpüp diğer yanaktan öpülmezse; aman öteki yanaktan da öp yoksa dul kalırız, gibi komik bir batıl inanç dahi vardır.
Ama buralarda selamlaşma olayı farklı, bir kere kesinlikle el sıkışmıyorlar ve sadece bir yanaktan öpüp geçiyorlar. Ama bundan Arjantinliler'in soğuk olduğu mesajı çıkarılmasın, çünkü gayet sıcak kanlılar.
20 kişinin bulunduğu bir partiye sonradan gelen 21. kişi, hiç üşenmeden herkesi tek tek sadece bir yanaktan olmak üzere öpüyor ve selamlıyor.
Öyle işte, buralara gelirseniz benim gibi eliniz havada kalmasın diye söylüyorum.

27 Aralık 2008 Cumartesi

Kapı Kültürü

İşsizlik, hiç bitmeyen ekonomik kriz, artan suç oranları derken, tüm dünya özellikle Türkiye çekilmez bir hal aldı.
Az önce haberlerde okudum, Sakarya'da gencecik bir öğretmenin kapısı çalınıyor, genç kız kapıyı açıyor ve karşısında maskeli bir adam. Kadını önce dövüyor, tüm paralarını, kredi kartlarını alıyor, tecavüze yelteniyor da kadının çığlıklarından korkup kaçıyor. Bunları şunun için anlatıyorum, Arjantin'de özellikle Buenos Aires'te değil hırsız, tanrı misafiri, hatta başbakan olsanız, randevunuz yoksa kimsenin evine giremezsiniz. Çünkü bırakın evin kapısını, apartmanın kapısını dahi açmıyorlar.
Önceleri baya bir garibime gitmişti, aslında hala garibime gidiyor ve yer yer beni sinirlendiriyor. Her gün gittiğim kursa, aktivite var diye gidiyorum ama dışarıda kalıyorum. Niye? Çünkü bugünkü aktivite, yani benim katılacağım aktivite iptal edilmiş. E belki kütüphaneden kitap alıp kitap okuycam, başka bişiy yapıcam. Yok giremezsin! Apartmanın kapısı açılmıyor. Bu ve bunun gibi şeyler bana biraz terbiyesizlik gibi geliyor. Dış kapıdan, zile basıyorsunuz, derdinizi anlatıyorsunuz, eğer uygun bulurlarsa ki çok zor bir ihtimal, anca o zaman aşağıya inip anahtarla kapıyı açıyorlar.
5 yıl önceki ekonomik kriz, hırsızlık ve cinayet olaylarından bıkan Arjantin'li apartman kapısından başlayıp, önceden haber vermeyen kimseyi; evine, işine almamayı adet edinmiş. Aslında çok haklı bir ulgulama. Hatta aynı uygulamanın Türkiye'de de yapılması gerektiğini düşünüyorum. Gasp ve tecavüz olaylarında bir nebze de olsa azalma olurdu belki. Ama bu uygulamanın sınırlarını iyi belirlemek gerekiyor. Aksi halde iş yerleri müşterilerinden olabilir, benim İspanyolca Kursu için gittiğim Vos'tan soğuduğum gibi.
Fotoğraftaki kapıya gelince, tüm şehrin herkese hiç cekinmeden - sen hırsızsın ya da hırsız olabilirsin dercesine kapılarını sıkı sıkıya kapattığı Buenos Aires'de, kapısı açık tek bir yer var o da bir Türk Vakfı! Çok sıcak, misafirperver ve güleryüzlü insanların bulunduğu Türkiye-Arjantin Dostluk vakfı kendilerine ve insanlara duydukları güvenle, Arjantinlileri gerçekten şaşırtıyor.

26 Aralık 2008 Cuma

25 Aralık 2008 Perşembe

24 Aralık'ta bir doğum günü ve bayram

Doğum tarihim 24 Aralık'ın, Hz. İsa'nın da doğumuna denk gelmesi ve İsa'nın doğumunun bayram olarak kabul edilimesi ve burada bayramların, savaş gibi kutlanması, harika anlar yaşattı bana.
Uzaklara gitmeyelim, deniz kenarına; yılbaşı da ya da sonrasında gidelim dedik ve Buenos Aires'de kalmaya karar verdik. Öğlen gibi çıktık dışarı. Mc Donalds dahil her yer ya kapalıydı, ya da kapanmak üzereydi. Herkes ellerinde hediye paketleriyle sağa sola koşturuyordu. Bir tiyatro atölyesi ile görüşmek üzere Caballito mahallesine doğru gitmiştik. Buenos Aires'in daha iç kesimlerinde olan bu mahallede cümbüş vardı. Herkes sokaklarda, alışveriş merkezlerinde çocuklarına, eşlerine yeni giysiler, hediyelikler alma derdindeydi. Bizdeki bayram öncesi kalabalığa çok benziyordu. Ve tüm duvarlar yukarıdaki afişle kaplanmıştı. Üzerinde;
BAYRAMLARI KUTLAMAK İÇİN BAŞKA YOLLAR VAR!
PATLAYICILARI KULLANMAYIN! yazıyordu.
Önce pek bir anlam veremedim bu reklama. Sonrasında gece La Viruta'ya gidip eğlenmek üzere eve geçtik zaten. Ama dışarıda her yerin kapanıyor oluşundan huysuzlandığım için internetten, gideceğimiz yere bir bakayım dedim. Orası da kapalı çıktı. Her yer kapalıydı. Ben yine de doğum günümü evde geçirmek istemediğim için barların toplandığı Palermo Soho'ya doğru gidelim dedim. Ve film başladı!
Küçücük küçücük çocuklar, annelerinin babalarının yardımlarıyla deli gibi sesler çıkaran patlayıcılar patlatıyorlar. Kocaman kocaman insanlar balkonlarından yeri göğü inleten bomba gibi patlayıcıları havaya fırlatıyarlar ya da hiç çekinmeden caddelerde yürüyen insanların üzerine atıyorlar. Hatta o da yetmiyor, balkondan balkona patlayıcı yarışı yapıyorlar. O sırada yoldan geçen bizim gibi garibanlar apartman girişlerinde çığlık çığlığa saklanmaya, yanıp tutuşmamaya çalışıyorlar. Ben ehehe ne güzel, herkes çılgınlar gibi doğum günümü kutluyor deyip, avunmaya çalışsam da, kafayı yemiş bu Arjantinliler demekten kendimi alamıyorum. Savaş alanı olan Charcas parkından daha sakin sokaklara kendimi zor atıyorum. Geçen seneki yılbaşını hatırlıyorum hemen. Floransa'da da aynısını yaşamış ve korkudan otele kapanmıştım. Avrupalılar ve hristiyanların bayramları kutlama biçimleri bu olsa gerek deyip saygı duyuyorum. Derken çok daha korkunç bir şey görüyorum. Üç tane yaramaz çocuk, çöp kutusunun içine bombayı yerleştirip kaçıyorlar. Ve çöp kutusuyla beraber hemen yanındaki arabaların camlarının patladığını görüyorum. Çöp kutularından, şişelerden kaça kaça yürümeye devam ediyoruz. Yürürken patlayıcı atan insanların yanından yürümeye dikkat ediyoruz çünkü patlayıcıları kendilerine değil karşılarında ne varsa ya da kim varsa ona doğru atmayı tercih ediyorlar. Bu sırada kapı önlerine çıkan ailelerin oğularını ve kızlarını patlayıcı konusunda eğittiğini görüyoruz.
- Bak oğlum, bunu böyle yakacaksın, karşında kimse var mı diye bakmadan böyle fırlatacaksın. A aa elinde mi patladı, dur bakim bişiy oldu mu? Yok olmamış hadi bomba patlatmaya devam!!!
Devlet ve basın patlayıcılar konusunda ne derse desin, halk bildiğini okumaya devam ediyor. Ve sevgili İsa'nın doğum günü kutlanmış olunca, benim ki de kutlanmış sayılıyor.

23 Aralık 2008 Salı

İyi ki doğmuşum, evet evet iyi ki doğmuşum :)

Bir yerlere gitmeliyiz diye saatlerdir deli gibi harita bakıyoruz, internetten görülecek yerleri araştırıyoruz.
Belki plajıyla ünlü Mar del Plata'ya ya da şelalesiyle gel buraya diyen Iguazu'ya, olmadı Uruguay'a hiç olmadı San Telmo'da bir bara girip sabaha kadar eğlenmeliyiz. Türkiye saatiyle benim bu satırları yazdığım gün, buranın saatiyle yarın, zaten farklı geçen günlerimizi biraz daha farklılaştırmalıyız.
Çünkü bundan tam 26 yıl önce bir 24 Aralık tarihinde, normal doğumdan çok dana sancılı, binbir zorlukla dünyaya gelen ve o günden beri meraklı gözlerle etrafı izleyen, yetinmeyen, yerinde duramayan ya da yerinde durup miskin miskin yayılan, canının istediğini yapan, yapamadığında hasta olan, herkes gibi biraz deli, biraz akıllı bir kız dünyaya geldi. Yerimizde durmamalı gezip, dolaşmalı ve her yerde kutlamalıyız.

Güney Amerika'ya ya da Arjantin'e gitmek isteyenler için faydalı bilgiler

Bloğu yazmaya başladıktan sonra, buralara gelmek isteyen birçok insanla tanıştım. Hepsinin aklında, benim de buraya gelmeden öncekilerle benzer sorular vardı. Bu sorulara kısaca yanıt vermeye çalışıcam.

Aşağıdaki bilgiler başta Arjantin olmak üzere, Güney Amerika'daki; Uruguay, Brezilya, Şili, Peru vb. diger ülkelerde de çoğunlukla geçerlidir.

Arjantin'e nasıl gidilir?
Arjantin'e aktarmalı olarak uçakla, İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya ya da İtalya üzerinden gidebilirsiniz. İtalya hiçbir vize istemediği için onu tercih etmiştim ama dilim yandı. İtalya üzerinden gidilecekse bile, kesinlikle normal bir vize alınmalı ki bir sorun çıktığında otelde rahatça kalınabilinsin.

Bilet fiyatları nasıl?
Benim bilet aldığım zamanlarda: Alitalia'dan gidiş - dönüş toplam 1250 euro'ydu. En ucuzu buydu. Air France 1300 euro'ydu. Lufthansa 1400 euro civarıydı. Bu biletlerdeki gidiş-dönüş tarihleri arasındaki fark 6 aydı. Kalma süresine göre fiyatlar da değişiyor. Benim hesapladığım en uygun süre üç aydı. Biletleri gidiş-dönüş almak daha mantıklı, sadece gidiş aldığınızda, gidiş-dönüşten çok daha fazla fiyat ödemek zorunda kalabilirsiniz. Gidiş almaktansa, gidiş-dönüş alıp, dönüş tarihinizi değiştirdiğinizde ceza ödemek bile yine çok daha mantıklı görünüyor.

Pasaport Kontrolünde sorun yaşar mıyım?
Ben hiçbir sorun yaşamadım. Turistsin di mi dediler, evet dedim. Hoş geldin dediler, geçtim gittim.

Ev kiralamak için oturma izni almamız gerekiyor mu?
Hayır. Kimse bizden öyle bir şey istemedi. Güzel güzel oturuyoruz.

Arjantin'de kalabileceğimiz yasal süre nedir?
Pasaport kontrolünden sonra 3 ay boyunca kalabilirsiniz.

3 ay sonra ne olacak?
Eğer daha fazla kalmak düşünülüyorsa, Arjantin'in komşusu Uruguay'a ya da Şili'ye, günlük bir gezi ile giriş çıkış yapılarak, bir 3 ay daha kazanılabilir.

Ev nasıl bulurum?
Bunun için bir çok site var. Google arama motorunuzdaki tr'yi "ar" yapın. Ve Arjantin üzerinden "alquiler de departamentos" diye aratın. Ev bulabileceğiniz siteler çıkacaktır. http://www.bytargentina.com benim ev tuttuğum ve sorun yaşamadığım sitelerden biridir.

İnternet'ten ev kiralamak güvenli mi?
İnternet üzerinden sadece rezarvasyon parası ödüyorsunuz, gerisini yüz yüze hallediyorsunuz zaten. Siteler çoğunlukla güvenli.

Ev kiralarken dikkat etmem gerekenler?
Eğer uzun süre kalacaksınız, ilk evinizi sadece 1 aylığına tutmanızda fayda var. Çünkü tuttuğunuz evin resimlerdekinden farklı olma ihtimali yüksek. Uzun süre kalacağınız evi, bizzat giderek, görerek tutmanızda fayda var.

Kiraya neler dahil oluyor?
Yukarıdaki sitelerin çoğunluğunda, evler mobilyalı ve eşyalı oluyor. Aylık ödediğiniz kiranın içine; elektrik, su, doğalgaz, telefon, internet, kablo tv ve vergiler dahil oluyor. Yani tüm bu faturalardan kurtulmuş oluyorsunuz.

Çok seviyorsanız yanınıza almanız gereken yiyecekler:
Beyaz peynir burada yok. Ben çok özlüyorum. Seviyorsanız en azından bir kutu alabilirsiniz.
Rakı burada bulmanız zaten imkansız. Seviyorsanız alabilirsiniz.
Katı salça yok. Buradaki salçalar sulu ya da domates püresi gibi, alıştığımız katı salçadan yok.
Ruffles yok! Ama Uruguay'da varmış.
Çay var ama türk çayı gibisi yok. Bence yanıza bir Rize çayı alın. Tabi seviyorsanız.

22 Aralık 2008 Pazartesi

Reklamlar Baş Kaldırmış!

Metrolarda, merdivenlerde, hemen her yerde reklamlar var Buenos Aires'te. Uzun uzun yazılar, ince espriler ya da insanı hayrete düşüren zeka oyunları yok. Reklam yaparken kasayımda, çaktırmadan bir sanat şaheseri ortaya çıkarayım gibi dertleri hiç yok! Televizyonlarda ilaç reklamları, teknoloji reklamları olabildiğine basit ve anlaşılır.
Yukarıdaki reklam çok çarpıcı. Göğüslerin hepsi ayrı ayrı alınıp bir araya gelince şaşırıyor insan ve bakma ihtiyacı duyuyor. Gerçi buradakilerin gözü gönlü tok, dönüpte bir kere bakanını görmedim. Ama biz bakıyoruz ve göğüs kanseri hakkında bir bilinçlendirme kampanyası görüyoruz. Metinleri aynen aşağıdaki gibi!

Senin için onların hepsi farklı mı?
Kanser için hepsi aynı!

21 Aralık 2008 Pazar

Şişman İnsanlar - Fernando Botero

Buenos Aires'in Malba müzesi'nden bir başka tablo: Fernando Botero'nun Dulları (Los Viudos).
Kolombiyalı ressam Fernando Botero gençlik yıllarında boğa güreşçisi olmak istiyor ve doğduğu şehir Medellin'de bir matador kursuna gidiyor. Ama 300 kiloluk bir boğa kendisine çarpınca bu sevdadan vazgeçiyor, ressamlığa ve haykeltraşlığa soyunuyor. Ve bir boğa güreşçisini resmederek, ilk yağlı boya çalışmasını gerçekleştiriyor.
Şişman ve yuvarlak hatlar çizmesi ile ünlü olan ressamın yine aynı formatta heykelleri de bulunuyor.
Müzede gördüğüm bu yağlı boya çalışması, annelerini henüz kaybetmiş bir ailenin acısını taşıyor. Öyle bir acı ki köpek bile ağlıyor. Neden her şey bu kadar şişman ve yuvarlak diye soruyor insan, ister istemez Fernando Botero'nun tablosuna bakınca. Kendine ait bir dil haline gelen bu şişmanlık, bence bu tablo'da acıdan şişmişliği gösteriyor. Altta bulunan top gibi halkalar da, ölüm ve doğum arasındaki kısır döngüden bahsediyor. Ya da çok fazla fastfood yemeyin, yoksa birgün hepiniz böyle yuvarlak olursunuz da diyor olabilir.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Arjantin'in coşkulu dansı "Chacarera"

video

Önce Puerto Madero'da dolaşırken gördüm bu dansı. Bir müzik grubu, müzik sistemini kurmuş şarkılarını söylerken kendini tutamayan genç, yaşlı herkes karşılıklı dans ediyordu. Yine ikili, kadın ve erkekten oluşan bu dans, Tango'dan çok daha farklıydı. Çok daha heyecanlı ve neşeli! O gün bu dansın ismini ve cismini bilmiyordum. Müziği duyan herkesin tereddütsüz dans etmeye başlamasından, dansın Arjentinliler'e özgü bir dans olduğunu anlamıştım.
İki gün önce, ülkesine dönecek olan Alman arkadaşımız Ankel için bir veda gecesi yapmıştık. Yemek sonrasında, San Telmo'da tango dansının yapıldığı bir bara gittik. Gençler hiç yorulmadan Tango yapıyordu. Saatlerce Tango izlerken, ufaktan sıkılmaya başlamıştım. İtiraf edeyim ben Tango'yu çok yavaş ve kendini tekrarlayan bir dans olarak görüyorum. İçim bayıldı bayılacak derken bir anda müzik değişti. Ve herkes büyük bir coşkuyla sahneye atladı. Ve işte yine o dans! Herkes mi bilir bir dansı. Herkes derken, orada bulunan biz yabancıların dışında ki herkesten bahsediyorum tabiki. Yanımdaki arkadaşım Tina'dan bu dansın "Chacarera" olduğunu öğrendim.
Bu iki dansı karşılaştırmak ne kadar doğru bilmiyorum ama coşkusu, ritmi ve neşesiyle Chacarera'yı çok daha eğlenceli ve Arjantin'e özgü buldum. Tango Arjantin'in dışarıya görünen yüzü; asil, şık, ince ve biraz da turistik. Chacarera ise Arjantin'in kendine sakladığı saf yüzü; neşeli, umursamaz ve biraz da hırçın!
Chacarera ya da Tango, aslında ikisi de Arjantin'in olmazsa olmazı!

19 Aralık 2008 Cuma

Yeni Ev


Sonunda yeni evimize taşındık!
Öğlen kalkıp, bavulumu hazırladım, taksiye bindim ve yeni evime geldim. Bavuluyla yaşayınca insan, her şey çok daha kolay oluyor. Eşya topla, nakliye çağır, eşyaları indir, çıkart, yerleştir, sağa çek, sola çek, olmadı biraz daha sola... Böyle güzel dertleri olmuyor insanın.
Yeni ev sahibim iki tane şirin bayan. Evdeki tüm objeleri ve eşyaları tek tek sayıp, yazan bu iki bayanın ikisi de aslında türkmüş. Dedeleri zamanında Türkiye'den kaçıp buralara yerleşmiş. Türkiye'ye hiç gitmemişler ama çok merak ediyorlarmış. Çok konuşanı önümüzdeki yaz gitmeyi planlıyormuş, üstelik birkaç türkçe kelime bile öğrenmiş. Güle güle deyip duruyordu. Ben de hah bitti eşya sayması, sonunda gidecek, diye bolca el salladım kendilerine ama yok, gitmek bilmedi teyzemler. Çöpe atmayı tercih edeceğim, buruşmuş ve kokuşmuş bir bezi bile sayıp yazdılar.
Eşyaları neden sayıp yazıyorlar diyorsanız, evden çıktığımda bir eksik olmasın, eğer varsa depozito'dan düşebilsinler diye yapıyorlar, bu uzunca sayma işlemini. Aynı anda Türkiye'den, Buenos Aires'ten ve kapı önündeki paspastan bahsedebilme yeteneğine sahip teyzemler, sonunda gittiler tabi. Gittiler ama biz derse geç kaldık.
Yeni evin içi biraz karışık, bavullardan giysileri, ıvır zıvırları çıkarıp yerleştirmek biraz zaman alıyor tabi. Şımarık üşengeçliğimiz geçtiğinde, evin içi gülümsemeye başlayınca, fotoğraflarını çekip koyucam.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Koşu gününden kareler






Youtube'u yasaklayan zihniyetin kafasına tükürüyorum

Büyükçe bir sahnede 30 ile 50 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim 6 tane yakışıklı ve karizmatik amcam var. Takım elbiseler giymiş bu amcamların her birinin elinde bir müzik aleti bulunuyor. İçlerinden en karizmatik bulduğum sahnenin ortasına geliyor, elindeki siyah çubuğu çevirerek, benim günlerdir dilimden düşmeyen şarkısını söylemeye başlıyor. Bu arada o şarkısına başlamadan önce arkadaki diğer amcamların siyah gözlükleriyle çalıp oynadığını ve içlerinden birinin kedi maskesi taktığını görüyoruz. Ortadaki karizmatik amcam bir yandan güzel sesiye şarkısını söylüyor, diğer yandan müziğe hafif hafif ritim tutuyor. Arkadaki kıvırcık saçlı amcam coşuyor, kopuyor, çok eğleniyor.
Los Fabulosos Cadillac'ın "Padre Nuestro" şarkısını anlatarak değil de youtube'dan link vererek göstermeyi ve dinletmeyi çok isterdim. Ben buralardan rahatça açıp izleyebiliyorum da. Türkiye'deki insanlar ile paylaşamadıktan sonra pek bir anlamı kalmıyor. Vixy'den indirip video olarak ekliyeyim dedim, 2 saat uğraştım ama olmadı. Mp3'ünü indirdim, onu ekliyeyim dedim o da olmadı. Vazgeçtim ondan da. Tek yapabildiğim sözlerini koyabilmek. Ve burdan balgam dolu bir tükürüğü yasakçı zihniyetin ta kafasına göndermek. haaaağğğğğğ tuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu.

eğer isterseniz şarkının klibine
www.ktunnel.com'a http://www.youtube.com/watch?v=J5pV1NrkbwE bu adresi yazarak da ulaşabilirsiniz.

Me estas consumiendo, me estas malgastando
Me estas desesperando y me arrodillo por vos
Me estas confundiendo, me estas caminando
Y estas resecando, Ay Señor, mi corazon

Quiero ver amanecer,
Pero del otro lado ver amanecer
Pero alguien se queda aqui para
saber si yo sigo vivo
Por eso quiero ver amanecer,
Pero del otro lado ver amanecer
Pero alguien se queda aqui
Para saber si yo sigo vivo

Tengo el alma escapada,
La conciencia mareada
Mi vida esta tan cansada,
De buscar tu perdon
Vengo volando muy bajo,
Buscando algun claro donde descansar
Es que ma vengo bandeando,
Me estoy cayendo de tanto esperar.

Cielo bonito devuelve mi alma,
Cielito yo te pido otra oportunidad
Cielo no me hundas, no me desmorones
Cielito no me dejes sin saber la verdad.

Quiero ver...

Me escapé de mi casa
me escapé de mi amor
pero nadie se escapa
de tu mano señor

Quiero ver amanecer

15 Aralık 2008 Pazartesi

Kırmızı Nehir


Haritadan bakınca okyanusun yanı başında gibi görünse de, buralarda denizi görmek çok zor. Zor çünkü deniz yok. Okyanustan bozma ırmakla idare ediyoruz. Ama bu ırmak o kadar dalgalı, büyük ve serin ki insan kendini deniz kenarında hissediyor. Piknik sepetini, çoluğunu çocuğunu, mayosunu alan Arjantinliler bu nehrin yanıbaşında serinliyor, güneşleniyor. Nehrin tam karşısında Uruguay var ki ilerleyen zamanlarda ruffles almak için oraya da gidicez. (Arjantin'de ruffles satılmıyor. Buraya gelen varsa getirsin, bolca getirsin bize de getirsin:) Daha da ilerleyen zamanlarda, Arjantin'in denizle buluşan kıyılarına ulaşıcaz. Oralardan da doya doya güneş alıp yine Buenos Aires'e dönücez.

13 Aralık 2008 Cumartesi

Yumurtalı Unlu Yaz Tatili


Her gün ispanyolca kursu için Vos'a doğru giderken bir parktan geçiyoruz. Bu parkta tam bir haftadır yumurtalı, unlu, hatta sirkeli "yaşasın tatil" partisi var. Buralarda yazın gelmesiyle birlikte okullar da tatile giriyor. Lise'den mezun olan gençler de birbirlerini unlayıp, sulayıp eğleniyorlar.
Biz de yapardık bunu lise yıllarında ama bu kadar abarttığımızı hatırlamıyorum. Aslında abartmak yanlış bir kelime "eğlenmek" desek daha doğru olur. Gençler müthiş eğleniyorlardı. Yumurtalar, unlar havalarda uçuşuyordu. Un partisinden nasibimi almamak için cebelleşip fotoğraf çekmeye çalışırken çok özendim onlara. Keşke daha çok eğlensiydim lise yıllarında.

11 Aralık 2008 Perşembe

Köpek Gezdiricileri ve Köpek Hakları

Boca mahallesi dışında hiçbir mahallede sokak köpeğine rastlamadım buralarda. Bütün köpekler sahipleriyle birlikte evlerinde mutlu mesut yaşıyorlar çünkü. Ama sahipleri gündüzleri işe gittiğinde köpeklerin canı sıkılmasın diye, onları köpek gezdirici'lerine bırakıyorlar. Bir çok insan için iyi bir geçim kaynağı olan bu iş Buenos Aires'de baya popüler.
Lesilerin, conilerin canı sıkılmasın diye gezdirilmesi iyi, hoş, güzel ama hepsinin böyle aynı anda gezdiriliyor olması can sıkıcı. Hepsi bir arada olunca çok feci kokuyorlar ve sanki birbirlerine çarpıp rahatsız oluyorlar. Ya da ben öyle düşünüyorum. Belki de çok fazla arkadaşa sahip olmak, birlikte gezmek, havlayıp sohbet etmek hoşlarına gidiyordur. Ama ya içlerinden iki tanesi birbirini sevmiyor ve birlikte dolaşmak istemiyorsa?

10 Aralık 2008 Çarşamba