26 Şubat 2009 Perşembe

Brezilya Sınırı Chuy, Reklam Harikası Chuy, Soydun Bizi Chuy


Te Punta Del Este'de başladı Chuy reklamları. Elbise mi alcaksın, hediyelik eşya mı alcaksın, Chuy! dediler. Punta Del Diablo'da harika kolyeler, bilezikler, şalvarlar görmüştüm. Güney Amerika'da şalvar moda, çeşit çeşit harika şalvarlar kızların erkeklerin üzerinden düşmüyor. Çok da hoş duruyor. E alayım bari diyorum. Arkadaşlarıma, ablalarıma hazır ucuzlarken. Yoook diyor bana Diablo'nun Hosteli'ndeki kadın. Burası pahalı Chuy'e git! En sonunda Chuy'e gitmek şart oluyor. Zaten çok da yakınız. Güneşin deli gibi gülümsediği, git kendini okyanus sularına bırak diye kanıma girmeye çalıştığı bir günün sabahı Brezilya sınırı Chuy'e gidiyoruz.
Sınırı geçmiyoruz ama kendimizi Brezilya'da hissediyoruz. Brezilya bankaları, brezilya parası, portekizce evet evet burası sanki Uruguay değil. Colonia ve Montevideo'da da benzer şeyler hisetmiştik. Sanki hala Arjantin'deydik. Arada kalmış bir garip yer Uruguay.
Ve Chuy... Hava alanlarında bir dolu free shop marketleri olur ya burası da öyle. Her yerde free shop marketleri! Her birini teker teker dolaşıyoruz. Parfümler, playstation'lar,... Bir free shop'ta ne bulunursa o var işte. O aradığım otantik kolyeler, terlikler, şalvarlar neredeler? Hani burada çok daha ucuz ve güzeldiler. İnat ediyorum tüm mağazaları dolaşıyorum. Taklit çantalar, ayakkabılar ama zaten tüm dünyada olan şeyler. Çok büyük hayal kırıklığı yaşıyorum. Sadece bir tane hediyelik eşya dükkanı buluyorum. Onda da pek bir şey olduğu söylenemez. 2 tane buzdolabı süsü alıp çıkıyorum.
Uruguay'ın Rio De La Plata Denizi üzerinde bulunan Atlantida'ya biletlerimizi alıyoruz ve bekliyoruz. Aynı otobüsle Chuy'e geldiğimiz ve sıklıkla marketlerde karşılaştığımız iki Uruguay'lı biri kız diğeri erkek ile sohbet ediyoruz. Diablo'da yaşıyorlarmış. Arada Brezilya'ya gidip alışveriş yapıyorlarmış. Kız aldığı kumaşlarla şalvar yapıyormuş. Kendi üstündekini de o yapmış zaten. Erkek olanı da Clown'muş, soytarı yani. Zaten buralarda elinizi kime atsanız ya soytarı ya da dansçı. Konu mimden'de açılınca. Çocuk gaza geliyor, oracıkta küçük bir gösteri yapıyor. Çok eğleniyorum. Sirkte çalışan bu heyecanlı genç Türkiye'de ki sirkler nasıl? diye soruyor bana. Ben de kem küm ediyor. Türkiye'de pek sirk yok aslında diyorum. Sirk, tiyatro, Brezilya, Arjantin, herbir şeyden konuşurken gitme vakti yaklaşıyor. Aynı otobüse ama birbirimizden baya bir uzağa oturuyoruz. Çantalarımızı üst tarafa koyup, omnibis denen otobüsün rahatsız koltuklarına yayılıyoruz.
Uzun bir otobüs yolculuğu başlıyor. İki genç Diablo'da iniyor. Ve biz bir 5 saat daha gidiyoruz. Yol boyunca ön koltuklarımıza çocuklu iki kadın oturuyor. Çocuklar yedikleri, yemedikleri her şeyi bana atıyor. Benimle oynuyor, annelerinden arada dayak yiyor ama bana bisküvi fırlatmaya devam ediyorlar. Aslında kötü niyetleri yok benim de onların bisküvisinden yememi istiyorlar. Çünkü ben onlara benimkinden ikram etmiştim. Sadece bisküviyi fırlatmadan vermeleri gerektiğini bilmiyorlar. Kadınlar da bir yerden sonra iniyor. Otobüs boşalıyor.
Bir ara arka koltuğumuza bir genç geliyor. Serseri kılıklı, sarışın bir çocuk. Kerem'den telefon istiyor. Mesaj atmak için. Kerem yok diyor! Kıllanıyoruz. Sonra biz sohbet edip, gülüp eğlenirken. Kerem bu çocuk ayaklanmış, ne diye bize bakıyor diye koltukları dikleştiriyor. Çocukla bir daha gözgöze gelmiyoruz. Ekmeğine yağ sürüyormuşuz meğer. Bu sırada arkadaş, çantalarımızdan birini eline alıyor. İlk olarak içine zar zor sıkıştıdığımız Kerem'in spor ayakkabılarını alıyor. Beğendiği tişörtlerini, benim fotoğraf makinesi olarak kullandığım aletin şarjını, kerem'in şarjını, şampuanımı, diablo'dan çok severek aldığım kolyeyi, bir adet sutyeni ve daha bir çok şeyi alıp, çantayı hafifletip yerine bırakıyor. Sonra da keyifle inip gidiyor otobüsten.
Kuş gibi çantalarımızla Atlantida'da dolaşırken dahi farketmiyoruz soyulduğumuzu. Fotoğraf çekicem ama şarjım yok. Şarjı arıyoruz bulamıyoruz. Sabah bakarız diyoruz. Sabah anlıyorum. Soyulmuşuz. Önce gülüyorum, sonra sinirleniyorum. Şarjları anladım, satıcan. Tişörtleri giyicen, şampuanı uzun saçların için kullanıcan. Ayakkabıları da giyicen. Peki ya sutyeni, onu napıcan? Be sapık! diye sinirleniyorum. Anlatida'yı çok sevdikçe, ama fotoğrafını çekemedikçe, hem hırsıza hem de reklam harikası Chuy'e, bana Chuy reklamı yapanlara kızıyorum. Ne diye gittim, güzelim güneşi orada harcadım diye hayıflanıyorum. Ama keyfimi bozmuyorum. Anlantida'nın çarşaf gibi suyuna kendimi bırakıyorum.

2 yorum:

  1. Brezilya hep çok merak ettiğim bir ülke olmuştur.farklı kültürü çekiyor insanı. ama bir de aslı Erdoğan'ın Kırmızı Pelerinli Kent adlı kitabındaki yüzü var tabi.okumadıysanız mutlaka tavsiye ederim.sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  2. Rio'dan uzaklaştıran biraz da nefret ettiren bir kitap :) ama yine de bana çok çekici geliyor. özellikle buradaki brezilyalılar anlattıkça gidip, göresim hatta yaşayasım geliyor. portekizceye de başladık. neden olmasın :)

    YanıtlaSil