29 Nisan 2009 Çarşamba

MİM

Alberto ile mim dersinden küçük görüntüler...


Bir Arjantin - Türk Güzeli

Annesi türk, babası arjantinli Camila, ikinci ismi ile Cahide az çok yazılarımı takip edenlerin tanıdığı Canan Kaya'nın biricik kızı. Türkçe anlayan ama konuşamayan, yeni yeni ispanyolca konuşan Camila evimize misafir olduğunda kendisini afiyetle yiyoruz. Gerçi bunu yapabilmek için bir cep telefonunu feda ediyor, o cep telefonuyla oynarken, fırsat bu fırsat deyip Cami Başştaaa (yeter) diyene kadar oynuyoruz onunla. Mayıs ayında 2 yaşına girecek olan Cami, arada türkçe kelimeler kullansa da genelde ispanyolca konuşuyor. İşte onun cümleleri:

Que haces Pabloo? Mavi oyuncağını yanından ayırmayan Cami'nin, şaşırmış bir yüz ifadesiyle oyuncağına sıkça sorduğu bir soru. Pablo ne yapıyorsun? anlamına geliyor.

Ese no! İstemediği televizyon kanalına, istemediği yemeğe, hayır dediği her şeye eşe noo'yu kullanıyor. Hayır istemiyorum ötekini ver bana demek istiyor.

Auxilio! Gördüğü her yükseltiğe çıkıp Aikşilloo diye bağıran ve İmdat diyen Camila, aslında oyuncağı Pablo'nun taklidini yapıyor.

Acuuuu! Hapşuruk sesine benzer bir sesle tek bir nefeste uzunca bağıran Camile Arzuu diyor. Gel de oynayalım.




Palermo Parkı

Hafta sonu eğer hava güzelse Buenos Airesli'ler Palermo'nun yapay gölü etrafında piknik yapmayı, paten ve bisikletle gezinmeyi tercih ediyor. Çocuklar için sirk ve palyaço gösterilerinin de yapıldığı bu günlerde fayton, deniz bisikleti, 4 kişilik bisikletli arabalar kiralamak ve güzel bir hafta sonu geçirmek mümkün.




Palermo Gölünden Güneşin Batışı




22 Nisan 2009 Çarşamba

Buenos Aires'te Metro Hatları


Buenos Aires Capital'in hemen hemen her yerine metro ile gitmek mümkün. 6 ayrı hattı olan Metronun kullanımı karışık gibi görünse de öğrenince çok kolay.

Sadece 1. 10 pezo ile tüm hatları kullanılabiliyor. Aktarma yapmak için yeniden bilet almaya gerek yok. Bozuk para bulmanın eziyet olduğu Buenos Aires'te 2 pezo verip 1 seyehat aldığınızda bolca bozuk paranız oluyor. Sonra bu bozuk paralar biriktirilip belediye otobüsleri kullanılabilir. Ben öyle yapıyorum.

Yukarıdaki jpeg'de ayrıntılı bir harita var zaten, onun dışında buralara gelecek olanlara rehber olsun diye işte tüm hatlar ve aktarma yapabileceğiniz duraklar:

Mavi Hat A Line
Primera Junta'dan başlayan bu hat Plaza de Mayo'ya kadar gidiyor eğer yapım aşamaları biterse Nazca'dan başlayacak. Plaza De Miserere'dan H hattına, Lima Durağından C hattına, Peru Durağından D ve E hattına aktarma yapılabiliyor.

Kırmızı Hat B Line
Los Incas'dan başlayan bu hat Alem'e kadar gidiyor. Eğer yapım çalışmaları biterse Villa Urquiza'dan başlayacak. Carlos Pellegirini durağından 9 de Julio durağına yani D hattına aktarma yapmak mümkün.

C Hattı Lacivert Line
Constutición'dan başlayan hat, Retiro'ya kadar gidiyor. Independencia'dan E Hattına, Av. De Mayo'dan A Hattına, Diagonel Norte'den D Hattına aktarma yapmak mümkün.

D Hattı Yeşil Line
Congreso De Tucumán'dan başlayan hat Catedral'a kadar gidiyor. 9'de Julio durağından B ve C hatlarına aktarma yapılabiliyor.

E Hattı Mor Line
Plazo de Los Virreyes'ten başlayan bu hat Bolivar'a kadar gidiyor. Independencia'dan C hattına geçmek mümkün.

H Hattı Kahverengi Line
Rengi kahverengimi tam emin olamadım ama onun gibi bişiy. Eğer yapımı tamamlanırsa; Nueva Pompeya'dan Retiro'ya kadar gidecek olan hat şimdilik Caseros ve Plaza Once Durakları arasında yer alıyor.
Humberto durağından E hattına, Plaza Once'den A hattına geçmek mümkün.

Böyle bakınca karışık görünüyor sanırım. Aslında en güzeli 5 pezoya bir guia alıp, her şeye daha ayrıntılı bakmak.

21 Nisan 2009 Salı

Buenos Aires Köfte Ekibi

Geçen hafta tesadüf eseri Buenos Aires'te tanıştığımız 5 türk arkadaş bir araya geldik. Havadan, sudan, her şeyden biraz konuştuğumuz günde, hem eğlenebileceğimiz hem de para kazanabileceğimiz ve hep birlikte yapabileceğimiz bir şeyler olmalı dedik. Ve muhteşem köfte grubunu kurduk.

Pazar günü erkenden bir araya geldik. Önce birez dinlendik, keyif yaptık. Sonra malzemelerimizi aldık. Ben köfteleri yaptım. Arkadaşlar sepetleri hazırladı. Sonrasında taktık, takıştırdık. Ve doğrudan San Telmo'nun yolunu tuttuk. Daha San Telmo'yu yarılamadan tüm köfteleri satıverdik. San Telmo'nun diğer satıcaları dahil, tüm Arjantin'lilerden ve turistlerden çok olumlu tepki alınca deli gibi mutlu olduk. Hem durduk yere para kazandık, hem de eğlendik. Sonrasında haftaiçi başka bir gün Ayşe ile ikimiz Florida'ya çıktık, yine hem eğlendik hem kazandık. Ve bir dolu şey öğrendik. İnsanların yemek saatine denk gelmek gerektiğini, arjantinli esnafın çok anlayışlı olduğunu, kardeşim dükkanımın önünü kapatma gibi sendromlarının olmadığını, aksine yediği köfteyi beğenince daha çok satalım diye tüm arkadaşlarına haber verdiğini, arjantinlilerin içinde et olan her şeyi yiyebileceğini, arjantin'de çok kolay bir şeylerin satılabileceğini, polisin hiçbir şeye karışmadığını gördük.

Ama tabi oh herbir şey çok kolay satılıyor diye hayaller kurup, 100 tane köfte yapıp buz gibi havada San Telmo'ya fırlamamak gerekiyor. Çünkü Arjantinli'ler böyle havalarda sıcak şeyler yemeği tercih ediyor ki bu hafta da bunu gördük. Hava iyice soğuyunca bir amcam içi sebze dolu koskocaman ve sıcacık empanadaları tüm San Telmo'ya satıverdi. Biz de bi güzel izledik.

Bombi! http://www.myspace.com/elbombis

Nedir bu Bombi! Bombilla'dan ampül mü? Hayır. Bombero'dan itfaiyeci gibi bir şey mi? Hayır. Belki de doğrudan Bomba anlamına gelen bomba'dan türeme bir kelime. Bilmiyorum.
2 seneyi aşkın bir süredir oynadığım klan savaşlarında hemen yanıbaşımda bulunan komşum müzik yapıyormuş. Bana da geçen dinletti, çok sevdim. Herkesle paylaşayım dedim.
Bu defaki müzik grubumuz İspanya'nın genç yetenekleri Bombi'den geliyor. Burayı tıkalayarak "http://www.myspace.com/elbombis" müziklerini dinleyebilirsiniz. Bana çok eğlenceli geldi.

(Yazıyı yazdıktan sonra arkadaşım google'dan çevirip okumuş. Grubunun ismi bombilla'dan yani ampulden geliyormuş çünkü arkadaşın ampül gibi sarı saçları varmış.)

20 Nisan 2009 Pazartesi

Casa Rosada

Casa Rosada'nın içinden görüntüler...













19 Nisan 2009 Pazar

Casa Rosada

Bilgisayara süt döküldü, 20 yaş dişler, hastaneler, testler, köfte işi derken uzunca bir zaman yazamadım. Buenos Aires'e kaldığımız yerden hemen devam ediyoruz.

Plazada Mayo'nun güzel ve görkemli yapılarından Casa Rosada (Pembe Ev)'nın geçmişi 1595'e kadar dayanıyor. 1500'lü yıllarda İspanyol hükümetlerine ve yöneticilerine ev sahipliği yapan Rosada bugün Arjantin hükümeti tarafından kullanılıyor.
Haftasonları müze ziyaretine açık olan Casa'yı görevli askerlerin rehberliği eşliğinde gezmek mümkün.
Casa Rosada'nın içerisine girdiğimiz de genişçe bir holün ardından palmiye ağaçlı ve havuzlu küçük bir avlu ziyaretçileri karşılıyor. Bakanlıkların odasına açılan avlu Patia De Las Palmeras olarak adlandırılıyor.


Casa Rosa'nın en görkemli odası Salon Blanco duvarları, heykelleri, altın renkli kaplamaları ile evin en çok beğendiğim yeri oldu. Ziyaretçilere yasak olan bölümde bulunan masa, tavana yapılan resimler ki evin tüm tavanları resimlerle donatılmış, beyaz üstüne işlenmiş altın kaplamaları daha zengin görmenizi sağlayan aynalar Salon Blanco'nun en güzel ayrıntılarını oluşturuyordu.


Ülke isimleriyle adlandırılmış merdivenler; kendilerine özgü heykeller, resimler ve hikayeler taşıyor. İtalya Kralı'nın, Dr. Roque Sáenz Peña'ya iki ülke arasındaki kardeşlik adına hediye ettiği bronzun bulunduğu merdivenlerden birine İtalya Merdivenleri ismi veriliyor.

Bunların dışında; fransız merdivenleri, büst salonu, onur holü, kuzey salonu, balkonlar evin görülmeye değer diğer yerleri.

04 Nisan 2009 Cumartesi

Soytarı Tiyatrosu

video
Redes Club De Circo adlı sirkte bir Clown Tiyatrosu'nun doğaçlama isimli ve içerikli oyunu izledim. Ayakkabılarını giyerek oyuna başlayan palyaço aksesuarlı 9 oyuncunun her biri kendine özel tipik bir karakteri oynuyor. Seyircinin belirlediği kura ile sahneye çıkan oyuncular doğaçlama yaparak oynuyor. Bu sıranın haricinde oyunun bütünün değişmez metinleri de var.
Oyuncular "biz buraya doğaçlama yapmaya geldik, kimimiz evde iyi çalıştık da geldik kimimiz şimdi burda uydurcaz" diyerek oynamaya başlıyor. Sahneye çıkma yarışı, kendini gösterme yarışı, seyirciden alkış alma yarışı ile oluşan genel bir kurgu oyunun doğaçlama temasının dışında kendini hissettiriyor. Ve bir de kulis dünyası! Oyuncular sahnede gayet ciddi doğaçlama yaparken, 'ciddi derken seyirci güldürme isteğindeki kararlılıktan bahsediyorum, ki o sırada seyirci deliler gibi eğleniyor' arkada kuliste öpüşenler, garip ilişkiler, oyunun liderine yakalanmıycam diye kaza ile erkek erkeğe ya da bilerek öpüşenler, dedikodu, sahneye laf atmalar gösteri de ki gülme öğesini kat kat artırıyordu. Sayelerinde iyi vakit geçirdiğim, niye bitti ki, zaman ne çabuk geçti dediğim oyunun, bitmesini hiç istemiyor insan.
Türkiye'de de soytarı tiyatrosu istiyoruz! Gülmek eğlenmek, hoş vakit geçirmek bizim de hakkımız! Burdan yetkililere sesleniyorum. Bir an önce hazırlıklara başlayın yoksa ben gelip yapacam.

Video da oyunculardan birinin tek kişilik gösterisi var.

03 Nisan 2009 Cuma

Küçük ama Önemli Ayrıntılar: Hırsızlar

Hemen bir alttaki yazımın yaşandığı gün, yani aslında bugün, o gün hala bitmedi, can sıkan şeyler de oldu.

Bundan yıllar önce öğrenciyken, kitap dolu çantamı kafade arkadaşlarımla ders çalışırken kapmışlar, ben de çantamı kapan hırsızın peşinden gecenin kaçı olduğuna bakmadan ya da tarla başında koşuştuğumu unuttuğumdan bu hırsızları baya bir kovalamış ama en son çıkmaz bir sokakta kalmış ve avazım çıktığı kadar bağırıp sadece çıngar çıkarabilmiştim. Böyle durumlarda aslında soğuk kanlı olup giden çanta ve kitaplar olsun 'can' her şeyden değerli demek gerekiyor ama anlık olaylarda soğuk kanlı olmak her zaman mümkün olmuyor.

Burada birçok Arjantin'li negro diye adlandırdığı hırsızlardan yakınıp duruyor. Ben her zaman abarttıklarını düşünüyordum. Ve hala da abarttıklarını düşünüyorum. Bu arada negro kara, koyu anlamında olsa da negrodan kasıt renk değil sadece hırsızlar. Zaten dün gece beni soymaya çalışan iki çocuk gayet beyaz tenliydi.

Ana ile Bolivya'lı sevgilisi önde, Ayelen'le annesi arkada, kerem benim hemen önümde, ben de yanımıza gelen bir arkadaşa yeni gideceğimiz yerin adresini telefonumla yazmaya çalışırken herkesten epeyce geri kalmış, bir yandan mesaj yazıyor bir yandan yürüyorum. Tam tren raylarının üzerinden geçerken yanımdan bir araba geçiyor ve arabanın hemen arkasından 15, 16 yaşlarında iki erkek çocuk beliriyor. Tiner çekmekten, sokakta yaşamaktan üzerleri simsiyah olmuş, saçları dağınık, hayata tutunamamış ve Arjantin'inde kurtarmayı bir türlü başaramadığı bu iki çocuk üzerime doğru geliyor. Bluzlerinin içlerinde ki bir cisimle, ki bu cismin silah olduğunu göstermeye çalışıyorlar, beni tehdit edip çantamı ve telefonumu istiyorlar. Kötü silah talidinin nasıl yapıldığını çok hızlı kavradığımdan ve bu iki çocuğun bu işi yaparken deli gibi heyecanlı olmalarından da biraz güç alıyor ve avazım çıktığı kadar bağırıp ben de onların üzerlerine yürüyorum. Çocukların üzerime geldiğini gören hemen ardımda kalan Kerem çabucak yanımda oluyor ve çok daha gür bir sesle bağırarak çocukları ikinci kez ürkütüyor.
Hayatlarında hiç duymudıkları Defol kelimesini anlayamadıklarından mı (türçe bağırdım tabiki insan o an ispanyolca düşünemiyor) ya da bugüne kadar kendilerine diklenen birilerini pek görmediklerinden mi ya da zaten hayatın hep ürkek tarafında yaşadıklarından mı bilinmez çok fazla şaşırmış ve korkmuş bir şekilde silah yaptıkları ellerini bluzlerinden çıkarıyor ve bizden uzaklaşıyorlar.
Her yerde olduğu gibi burda da hırsızlar var, o yüzden bu yazımdan aman Buenos Aires çok tehlikeliymiş mesajı çıkmasın. Güzel yerler buralar.

Sonbahar


Güzel havalarla gelenlerin, gitme mevsimi başladı.
Toprağından kopamayanlar zaten hep burdaydı. Onlar için burda her mevsim aynı.

Brezilyalı Ana'nın son günü için dün yine bir aradaydık. Bulduğu her fırsatta soluğu Buenos Aires'te alan Ana için buradan ayrılmak yine çok zordu. Gerçi hala Arjantin sınırları içerisinde. Gitmeden trenle uzunca bir yolculuk yaparak Arjantin'i gezecek diğerleri gibi. Bolca belediye otobüsü beklediğimiz günün sonunda sokakta Arjantinliler'le gaziantep yöresinden bir kaç halay çekmek çok eğlenceliydi. Ayelen'e zaten öğretmiştim, annesi de hemen kavrayıverdi. Sonra da buraların en duygulu şarkılardan biriyle samba yaptık tabi. Ve gelen otobüsle Ana'yı uğurladık.
İki küçük ayrıntı dışında güzelce bir gündü.